Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Selahattin Demirtaş davasında Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal ettiğine hükmetti ve karar kesinleşti.
Mahkeme, Demirtaş’ın uzun tutukluluğunun özgürlük, ifade ve seçilme haklarını ihlal ettiğini vurguladı.
Kararın kesinleşmesiyle birlikte Türkiye’nin Demirtaş’ı serbest bırakma yükümlülüğü doğdu, ancak iktidarın önceki kararlarda olduğu gibi bu karara da direnmesi bekleniyor.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Selahattin Demirtaş hakkında verdiği kararı kesinleştirdi. Karar, Demirtaş’ın tutukluluğunun 10. yılına girdiği gün açıklandı.
AİHM, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesi (özgürlük ve güvenlik hakkı) ile 18. maddesini (hakların kötüye kullanılmaması) ihlal ettiğini belirledi. Mahkeme, Demirtaş’ın siyasi gerekçelerle özgürlüğünden mahrum bırakıldığını ve bu durumun demokratik toplum ilkeleriyle bağdaşmadığını ifade etti.
AİHM kararında, “Tutukluluk süresinin makul sınırları aştığı, dosyanın içeriği itibarıyla somut bir tehlike veya suç şüphesine dayanmadığı” vurgulandı. Mahkeme ayrıca, Türkiye’nin daha önceki AİHM kararlarını yerine getirmemiş olmasına da dikkat çekti.
Selahattin Demirtaş, 4 Kasım 2016’da HDP Eş Genel Başkanı iken “terör örgütü propagandası” ve “devlet aleyhine kışkırtıcılık” suçlamalarıyla tutuklanmıştı. Aradan geçen on yıla rağmen yargı süreci tamamlanmadı.
AİHM’in 2018 ve 2020’de verdiği serbest bırakılma kararları Türkiye’de uygulanmamış, hükümet kararların “iç hukukta bağlayıcılığı olmadığı” savunmasını yapmıştı. Şimdi, mahkemenin “kesinleşmiş” kararıyla birlikte Ankara’nın bu tutumu sürdüremeyeceği yönünde uluslararası baskılar artıyor.
Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler hukuk çevrelerinde, Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulama zorunluluğuna dikkat çekiliyor. Aksi durumda, Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyeliği çerçevesinde yükümlülüklerini ihlal ettiği değerlendirilebilir.
Siyasi açıdan, bu karar Türkiye’nin yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ve insan hakları sicilinin yeniden tartışılmasına yol açacak. Uluslararası yatırımcı açısından ise “hukuk güvenliği” ve “yargı öngörülebilirliği” endekslerinde olumsuz etki yaratma riski bulunuyor.
Kararın uygulanmaması, ülkenin Avrupa ile siyasi ilişkilerinde gerginlik yaratabileceği gibi, finansal piyasalarda da demokratik risk primi üzerinden fiyatlanabilir.
Sonuç olarak, AİHM kararı Türkiye için yalnızca bir yargı kararı değil, aynı zamanda uluslararası sistemde yeniden konumlanma testi niteliğinde.
Demirtaş’ın serbest bırakılması, hukukun üstünlüğü ve demokratik normalleşme adına güçlü bir mesaj olurken; aksi yöndeki her adım Türkiye’nin hem siyasi hem ekonomik güvenilirliğini zedeleme potansiyeline sahip.




