• TCMB politika faizini %37’de sabit bıraktı, piyasa beklentisiyle uyumlu karar
• Nisan enflasyonu için %3,3 aylık artış beklentisi öne çıkıyor
• Enerji fiyatları, savaş ve cari denge riskleri makro görünümü belirliyor
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), nisan ayı toplantısında politika faizini beklentilere paralel şekilde %37 seviyesinde sabit tuttu. Böylece mart ayında değiştirilmeyen faiz oranı ikinci ayda da korunmuş oldu. Piyasa katılımcıları açısından sürpriz içermeyen karar, para politikasında mevcut sıkı duruşun devam ettiğine işaret etti.
Ekonomistlerin yıl sonu politika faizi beklentilerinin medyanı ise %33 seviyesinde şekilleniyor. Bu da yılın ikinci yarısında kademeli bir faiz indirimi beklentisinin masada kalmaya devam ettiğini gösteriyor. TCMB’nin bir sonraki faiz kararı 11 Haziran’da açıklanacak ve bu toplantı, özellikle enflasyon patikasına dair daha net sinyaller açısından kritik olacak.
Kararın açıklandığı dönemde enflasyon cephesinde dikkatler nisan ayına çevrilmiş durumda. Mart ayında açıklanan veriler beklentilerin altında kalsa da, özellikle gıda tarafında güçlü bir geçişkenlik görülmemesi bu tabloyu destekleyen ana unsur oldu. Ancak nisan ayında enerji fiyatlarında yaşanan artışlar, özellikle doğal gaz ve akaryakıta gelen zamların etkisiyle enflasyonda yeniden yukarı yönlü bir ivme riski öne çıkıyor.
Piyasa beklentilerine göre nisan ayında aylık enflasyonun %3,3 seviyesine yaklaşması olası görülüyor. Bu senaryonun gerçekleşmesi halinde yıllık enflasyonun %31,3 bandına yükselmesi bekleniyor. Bu görünüm, yıl sonu enflasyon tahminlerinde yukarı yönlü revizyonları beraberinde getirirken, birçok ekonomistin beklentilerini %29 seviyelerine güncellediği dikkat çekiyor.
Enflasyondaki riskler yalnızca enerji fiyatlarıyla sınırlı değil. Küresel ölçekte devam eden jeopolitik gerilimler, özellikle Orta Doğu’daki savaşın petrol fiyatları üzerindeki etkisi, maliyet kanalları üzerinden enflasyonun kalıcılığını artırabilecek bir yapı oluşturuyor. Enerji maliyetlerinin ulaştırma ve gıda kalemlerine yayılması, dezenflasyon sürecini kırılgan hale getiriyor.
Merkez Bankası cephesinde ise rezerv dinamikleri belirleyici olmaya devam ediyor. Son dönemde petrol fiyatlarında yaşanan dalgalanmalara rağmen, olası bir jeopolitik yumuşama senaryosunda TCMB’nin rezerv biriktirme sürecini hızlandırabileceği değerlendiriliyor. Nitekim son haftalarda bankanın altın pozisyonlarında satış yönlü adımlar attığı ve bu sayede rezervlerini güçlendirdiği gözlemlendi.
Rezervlerdeki toparlanma kısa vadede piyasa algısını desteklerken, daha geniş makro çerçevede belirsizlikler sürüyor. Özellikle cari işlemler dengesi, enerji fiyatlarının seyriyle birlikte yeniden baskı altına girebilir. Bu durum, Türkiye’ye yönelik yabancı yatırımcı akımlarının sürdürülebilirliği açısından kritik bir başlık olmaya devam ediyor.
Yabancı yatırımcı açısından belirleyici unsur ise reel faiz seviyesi. Mevcut politika seti, yüksek faiz üzerinden sermaye girişini desteklemeyi amaçlarken, bu dengenin ne kadar süre korunabileceği önemli bir soru işareti olarak öne çıkıyor. Reel faizde yaşanabilecek bir gerileme, sermaye akımlarında oynaklığa yol açabilir.
Sonuç olarak, TCMB’nin faiz kararında sabit kalması kısa vadede öngörülebilirliği artırsa da, enflasyon görünümü ve küresel riskler para politikasının manevra alanını sınırlamaya devam ediyor. Nisan enflasyonu verisi ve enerji fiyatlarının seyri, hem piyasa beklentileri hem de TCMB’nin önümüzdeki adımları açısından belirleyici olacak. Piyasada hâkim olan görüş ise net: mevcut tablo, temkinli duruşun korunmasını zorunlu kılıyor.




