• Emniyet’in 2025 Uyuşturucu Raporu, Türkiye’nin uluslararası uyuşturucu trafiğinde kritik bir geçiş hattı haline geldiğini gösteriyor
• Yüksek tonajlı yakalamalara rağmen üst düzey organizatörlere yönelik yargı sonuçlarının sınırlı kalması dikkat çekiyor
• Esrar yakalamaları düşerken sentetik uyuşturucularda sert bir sıçrama yaşanıyor; tablo yapısal bir dönüşüme işaret ediyor
Türkiye, son yıllarda yalnızca iç tüketim açısından değil, küresel uyuşturucu ticaretinin lojistik güzergâhlarından biri olarak da tartışmaların odağına yerleşmiş durumda. Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığı’nın yayımladığı 2025 Uyuşturucu Raporu, Birleşmiş Milletler ve Avrupa kaynaklı tespitlerle büyük ölçüde örtüşen bir tablo sunuyor.

Rapora göre, 2024 yılında yalnızca esrar yakalamaları 61,5 tona ulaştı. Bu rakam, bir önceki yıla göre yüzde 38 düşüş anlamına gelse de, düşüşün nedeni talep azalmasından ziyade sentetik maddelere yöneliş olarak değerlendiriliyor. Nitekim sentetik uyuşturucu yakalamalarında yüzde 227’lik artış kayda geçti.

Rotalar Türkiye Üzerinden Geçiyor
Uluslararası suç analiz haritaları, Güney Amerika – Avrupa – Orta Doğu hattındaki kokain ve sentetik madde trafiğinde Türkiye’nin deniz limanları, havaalanları ve kara geçişleriyle merkezi bir rol oynadığını ortaya koyuyor. Kolombiya, Venezuela ve Brezilya çıkışlı sevkiyatların, Balkanlar ve Orta Doğu’ya yönelmeden önce Türkiye’de konsolide edildiği iddiaları, güvenlik raporlarında açıkça yer alıyor.
Bu çerçevede Türkiye’nin bir “nihai pazar”dan ziyade transit ve dağıtım merkezi olarak konumlandığına dikkat çekiliyor.
Yakalananlar Var, Üst Katman Yok
Kamuoyunda en çok tartışılan başlıklardan biri ise yüksek profilli uyuşturucu dosyalarının yargı sonuçları. Kolombiya’da ele geçirilen ve Türkiye bağlantısı olduğu iddia edilen 4,9 tonluk kokain dosyasında tüm sanıkların tahliye edilmesi, bu tartışmayı yeniden alevlendirdi.
Söz konusu dosya, geçmişte kamuoyunda yapılan ağır ifşalara rağmen üst düzey organizatörlere uzanan kalıcı bir yargı süreci üretilememesi nedeniyle eleştiriliyor. Benzer şekilde, siyaset ve bürokrasi çevresine uzandığı öne sürülen iddiaların büyük bölümünün hukuki karşılık bulmaması, “neden baronlar yok?” sorusunu güçlendiriyor.
Sistem Tartışması: Zincir Kırılıyor mu?
Uyuşturucu ile mücadelede izlenen yönteme dair eleştiriler, yalnızca isimler üzerinden değil, yapısal işleyiş üzerinden de yoğunlaşıyor. Güvenlik ve adalet zincirinin daha çok kullanıcı, torbacı ve alt kademe lojistik aktörler üzerinde yoğunlaştığı; finansman, siyaset ve uluslararası bağlantı ayağının ise sınırlı kaldığı yönünde yaygın bir kanaat bulunuyor.
Bu noktada dile getirilen temel tez şu:
Baronlar değişebilir; ancak sistemi mümkün kılan finansal, bürokratik ve lojistik zemin temizlenmedikçe trafik durmaz.
Uyuşturucu Hub’ı Tartışması
Enerji, lojistik ve ticaret koridorlarıyla bölgesel “hub” olma iddiasındaki Türkiye’nin, aynı zamanda uyuşturucu ticaretinde de merkez ülke konumuna itilip itilmediği sorusu giderek daha yüksek sesle soruluyor. Resmî raporlar yakalamaların arttığını gösterse de, trafiğin sürekliliği ve üst katmanlara dair sessizlik, bu mücadelenin yalnızca kolluk faaliyetiyle sınırlı kalıp kalmadığı tartışmasını gündemde tutuyor.
Ortaya çıkan tablo, bireysel suçlardan ziyade jeopolitik konum, ticaret hatları, finansal akışlar ve kurumsal kapasite ekseninde okunması gereken bir risk alanına işaret ediyor.




