• Enflasyon muhasebesi 2025–2027 döneminde uygulanmayacak, mali tablolar nominal olarak kalacak
• Düzenleme şirketler için vergi ve raporlama yükünü azaltırken, enflasyonun gündelik hayata yansımasını dolaylı etkiliyor
• Amaç teknik olduğu kadar politik: fiyat algısını, bilanço oynaklığını ve vergi tartışmalarını sınırlamak
TBMM’ye sunulan yasa teklifiyle enflasyon muhasebesinin üç yıl süreyle ertelenmesi gündeme geldi. Vergi Usul Kanunu’na eklenmesi planlanan “Geçici Madde 37” kapsamında, enflasyon düzeltmesi şartları oluşsa dahi 2025, 2026 ve 2027 hesap dönemlerinde mali tablolar enflasyon muhasebesine tabi tutulmayacak. Özel hesap dönemi kullanan mükellefler için uygulama 2026–2028 yıllarını kapsayacak. Cumhurbaşkanı’na ise bu süreyi üç hesap dönemine kadar uzatma yetkisi veriliyor.
Düzenleme teknik gibi görünse de, hem şirket bilançolarını hem de dolaylı biçimde gündelik ekonomik algıyı etkileyen sonuçlar doğuruyor.
Öncelikle iş dünyası açısından tablo net. Enflasyon muhasebesi, özellikle yüksek enflasyon ortamında şirket bilançolarında ciddi dalgalanmalara yol açıyor. Aktifler yeniden değerleniyor, kârlılık rakamları teknik olarak değişiyor ve bu durum vergi matrahlarını etkiliyor. 2023 ve 2024’te yapılan düzeltmelerin ardından, ekonomi yönetimi mali tabloların “temizlendiğini” savunuyor. Sürekli yeniden değerleme mekanizması sayesinde, yeni bir enflasyon düzeltmesinin kısa vadede zorunlu olmadığı görüşü hâkim. Bu yaklaşım, şirketler için daha öngörülebilir bilançolar ve daha sade bir vergi süreci anlamına geliyor.
Halk ve gündelik yaşam açısından bakıldığında ise etki daha dolaylı ama önemli. Enflasyon muhasebesi, şirketlerin kâğıt üzerindeki kârlarını artırabildiği gibi bazı sektörlerde vergi yükünü de yükseltiyordu. Bu durum, maliyet baskısının fiyatlara yansımasına zemin hazırlayabiliyordu. Üç yıllık erteleme, şirketlerin vergi kaynaklı ani maliyet artışlarıyla karşılaşmasını önleyerek fiyat geçişkenliğini sınırlamayı hedefliyor. Kısacası, düzenleme doğrudan tüketiciye bir indirim sağlamasa da, enflasyonun bazı kanallardan hızlanmasını engellemeyi amaçlıyor.
Ancak düzenlemenin bir diğer boyutu da algı yönetimi. Enflasyon muhasebesi, yüksek enflasyonun muhasebe kayıtlarına resmen yansıması anlamına geliyor. Bu uygulamanın askıya alınması, enflasyonun varlığını ortadan kaldırmıyor; fakat bilançolar ve resmi kayıtlar üzerinden daha az görünür hale getiriyor. Bu durum, hem kamuoyunda hem de yatırımcı nezdinde ekonomik görünümün daha “istikrarlı” algılanmasına katkı sağlayabilir.
Yasa teklifinde dikkat çeken bir istisna da bulunuyor. Vergi Usul Kanunu’nun ilgili maddeleri kapsamındaki bazı mükellef grupları bu ertelemeden yararlanamayacak. Bu gruplar için enflasyon düzeltmesi geçici vergi ve hesap dönemi sonlarında kesintisiz şekilde devam edecek. Böylece sistem tamamen askıya alınmıyor; seçici bir uygulama tercih ediliyor.
Ekonomi yönetiminin bu adımı atmasında mükelleflerden gelen yoğun taleplerin yanı sıra idari kapasite de belirleyici oldu. Enflasyon muhasebesi, hem vergi idaresi hem de şirketler için ciddi bir operasyonel yük yaratıyordu. Erteleme ile bu yük hafifletilirken, uygulamanın tüm usul ve esaslarını belirleme yetkisi Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bırakıldı.
Özetle bu yasa teklifi, yüksek enflasyonla mücadelede doğrudan bir araç değil; daha çok bilanço yönetimi, vergi istikrarı ve ekonomik algıyı dengeleme hamlesi olarak öne çıkıyor. Enflasyon gerçeği değişmese de, onun muhasebe ve fiyatlama kanallarındaki etkisinin zamana yayılması hedefleniyor. Bu da düzenlemeyi, teknik olduğu kadar politik bir tercih haline getiriyor.




