Piyasalarda son günlerde yeniden yükselen “carry trade bitiyor, dolar patlayacak” söylemleri, özellikle jeopolitik risklerin artmasıyla birlikte sosyal medyada hızla yayılıyor. Ancak yapılan değerlendirmeler, bu okumanın tek boyutlu olabileceğine işaret ediyor.
Dr. Artunç Kocabalkan, yaptığı son paylaşımda bu söyleme karşı dikkat çekici bir çerçeve sundu. Kocabalkan, “Ortalık yine carry trade bitiyor, dolar patlayacakçılarla doldu” ifadeleriyle başlayan değerlendirmesinde, mevcut sürecin yalnızca kur beklentisi üzerinden okunmasının eksik olduğunu vurguladı.
Kocabalkan’ın analizine göre Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın rezervleri yıl başına kıyasla gerilemiş durumda. Ocak ayında yaklaşık 216 milyar dolar seviyesinde olan rezervlerin 163 milyar dolar bandına indiğine dikkat çekilirken, bu düşüşün tamamının doğrudan döviz satışından kaynaklanmadığı belirtiliyor. Özellikle altın fiyatlarındaki geri çekilmenin değerleme etkisi yarattığı, bunun yanında sınırlı altın satışları ve piyasaya yapılan müdahalelerin de tabloya katkı verdiği ifade ediliyor.
Öne çıkan başlıklardan biri ise TCMB’nin likidite yönetimi araçları. Kocabalkan, Merkez Bankası’nın altın swapı yoluyla altın verip dolar alarak rezerv kompozisyonunu güçlendirme kapasitesine işaret ediyor. Bu hamle, piyasanın ihtiyaç duyduğu döviz likiditesinin teknik olarak karşılanabileceğini gösteren kritik bir enstrüman olarak öne çıkıyor.
Carry trade tarafında ise çözülmenin sınırlı ve kontrollü olduğu vurgulanıyor. Son hafta itibarıyla bu pozisyonlarda yaklaşık 10–15 milyar dolarlık daralma yaşandığı belirtilirken, bunun sistemik bir kırılmadan ziyade pozisyon ayarlaması olduğu değerlendirmesi yapılıyor. Aynı zamanda bu pozisyonların maliyetinin faiz ödemeleri üzerinden devam ettiği ve sürecin tek yönlü bir çıkış olmadığının altı çiziliyor.
En kritik nokta ise iç talep dinamikleri. Kocabalkan, “Vatandaşımızın dolar talebi yok” ifadesiyle, kur üzerinde klasik anlamda bir iç talep baskısı oluşmadığını belirtiyor. Bu durum, geçmiş kriz dönemlerinden farklı olarak kur hareketlerinin yalnızca yerel talep üzerinden açıklanamayacağını ortaya koyuyor.
Politika tarafında ise Merkez Bankası’nın manevra alanı açık tutuluyor. Gerekmesi halinde faiz artırımı dahil olmak üzere araç setinin devreye alınabileceği mesajı, piyasaya verilen en net güven unsurlarından biri olarak değerlendiriliyor.
Jeopolitik riskler ise denklemin en belirsiz ayağı olmaya devam ediyor. Bölgedeki savaş ihtimalinin fiyatlamalar üzerinde etkili olduğu kabul edilse de, bu etkinin otomatik olarak “dolar patlayacak” sonucuna bağlanmasının sağlıklı olmadığı vurgulanıyor.
Sonuç olarak mevcut tablo, sosyal medyada öne çıkan tek yönlü kur beklentilerinden daha karmaşık bir yapı sunuyor. Rezerv dinamikleri, politika araçları ve iç talep dengesi birlikte değerlendirildiğinde, piyasada oluşan “kesin yön” anlatısına karşı daha temkinli bir okuma yapılması gerektiği öne çıkıyor.




