Türkiye’de işsizlik oranı 2025 yılında %8,3’e gerileyerek son 21 yılın en düşük seviyesine indi. TÜİK verilerine göre işsiz sayısı yıllık bazda 147 bin kişi azalarak 2 milyon 966 bin kişiye düştü. Orandaki 0,4 puanlık gerileme, özellikle pandemi sonrası dönemde başlayan toparlanmanın istihdam tarafında devam ettiğini gösteriyor.
Ancak bu veri tek başına “iş gücü piyasası güçleniyor” şeklinde okunmuyor. Piyasa tarafında üç katmanlı bir değerlendirme öne çıkıyor.
İlk katman, niceliksel iyileşme. İşsizlik oranının 2005’ten bu yana en düşük seviyeye gelmesi, özellikle hizmetler ve inşaat odaklı istihdam artışının sürdüğüne işaret ediyor. Bu, kısa vadede iç talep açısından destekleyici bir zemin oluşturuyor.
İkinci katman, katılım oranı ve kompozisyon sorusu. İşsizlik düşerken iş gücüne katılımın seyri kritik. Eğer düşüş, istihdam artışından çok iş gücünden çıkışla geliyorsa, bu veri “kalite sorunu” barındırır. Piyasa bu noktada özellikle genç işsizlik ve atıl iş gücü oranlarını takip ediyor.
Üçüncü ve en kritik katman ise makro-politika dengesi. %8,3’lük işsizlik oranı, teorik olarak “sıkı para politikası alanını” daraltan bir unsur. Çünkü güçlü istihdam, ücret baskısı üzerinden enflasyonu yukarıda tutabilir. Bu da TCMB’nin faiz indirimi patikasını geciktirebilecek bir veri olarak okunuyor.
Özetle veri pozitif ama “rahatlatıcı” değil. İşsizlikteki düşüş, büyüme dinamiğinin devam ettiğini gösteriyor; ancak aynı zamanda enflasyonla mücadelede politika alanını daraltabilecek bir risk de barındırıyor. Piyasa şu an bu veriyi tek başına değil, ücret artışları ve enflasyon trendiyle birlikte fiyatlıyor.




