Enflasyon denen illet, sandığın gibi herkesi eşit vurmaz. Hatta tam tersi: Enflasyon bir güç oyunudur. Paraya en önce kim ulaşırsa, pastanın en büyük dilimini o kapar. En son kim ulaşırsa… kırıntı bile bulamaz. İşte bu yüzden enflasyonun gerçek yüzü hep aynıdır: yoksul ezilir, zengin güçlenir.
Bu mekanizmanın adı ekonomide yıllardır biliniyor: Kantillon etkisi.
Bu hikâye 18.yy dan bu yana anlatılan ve bugün sokakta yaşadığımız gerçeğin ta kendisi. Devlet para bastığında, merkez bankası likiditeyi genişlettiğinde veya yeni kredi paketleri pompalanmaya başladığında, paranın dolaşıma giriş sırası belirleyicidir. Çünkü yeni para piyasaya girdiği anda fiyatlar henüz artmamıştır. Paraya önce ulaşan kesimler — bankalar, büyük şirketler, devletle çalışan müteahhitler, finansal oyuncular — henüz ucuzken malı, arsayı, hisseleri toplar.
Sonra ne olur?
Yeni para ekonomiye yayılmaya başlar. Fiyatlar tırmanır.
Erişim sırası en sona kimde?
Sabit gelirliyi, asgari ücretliyi, emekliyi, küçük esnafı, kiracıları koy.
Yani toplumun en kırılgan kısmı.
Onlar markete gittiğinde fiyatlar zaten çoktan artmış olur. Ellerine geçen para ise eski değerin gölgesidir.
Kısacası:
Zengin parayı ucuz fiyata kullanır, yoksul artan fiyatları ödemek zorunda kalır.
Enflasyonun tüm kurnazlığı burada gizlidir.
Sana “fiyatlar genel seviyesi artıyor” derler.
Hayır.
Fiyatlar artmıyor; paranın değerini sistematik olarak düşürüyorlar.
Kim için?
Devleti borçlu olduğu için.
Bankaları batmasın diye.
Müteahhitlerin projeleri dönsün diye.
Finansal sistem ayakta kalsın diye.
Yoksulun geliri nominal olarak artsa da, gerçek satın alma gücü sürekli aşağı çakılır.
Çünkü piyasaya sürülen taze para ona uğradığında değeri çoktan gitmiştir.
Yani enflasyon, görünmez bir servet transferi makinesidir.
Yoksuldan zengine akar. Ücretten faize akar. Çalışandan varlık sahiplerine akar.
Bugün modern ekonomilerde bile aynı şey yaşanıyor.
Fed, ECB, BOJ — hepsi para genişlettiğinde ilk kazananlar Wall Street olur.
Borsalar uçar, gayrimenkul fiyatları coşar.
Sıradan insanlar ise artan kiralar ve eriyen maaşlarla ayakta kalmaya çalışır.
Kantillon etkisi bize şunu söyler:
Para nötr değildir. Para politiktir. Kim erken erişirse kazanır.
Enflasyonu “doğal süreç”, “ekonomik gereklilik” diye pazarlayanlar bu düzenin kazananlarıdır.
Kaybedenler ise pazarda yarım kilo sebze alırken hesap yapanlardır.
Yoksul neden ezilir?
Çünkü sisteme en son onlar erişir.
Çünkü fiyatlar onların cebi dolmadan önce artar.
Çünkü sistemin merkezine hiçbir zaman yerleşemezler; hep çeperdedirler.
Son söz:
Enflasyon bir vergidir.
Adı konmamış, oy kullanmadan yasalaşan, kimsenin onay vermediği bir vergi.
Ve bu vergi, tarih boyunca hep aynı kesime uygulanmıştır:
En çok çalışanı, en çok üreteni, en çok ezileni vurur.




