• Murat Aysan, 2026 bütçesinde 18,9 trilyon TL gider–16,2 trilyon TL gelir ve 2,7 trilyon TL açık öngörüsünü “faiz dışı denge sıfır, açığın tamamı faiz” diye özetledi.
• Aysan’a göre asıl kırılganlık, borç stokunun büyük bölümünün değişken yapısından geliyor: altın fiyatı, kur ve enflasyon endeksli kâğıtlar faiz yükünü beklenenden hızlı büyütebilir.
• Vergi tarafında “sıkı tahsilat” vurgusu yapan Aysan, ücretli üzerindeki yük ve dolaylı vergi ağırlığının sürdüğünü, bunun da “vatandaşın bütçesi” tartışmasını büyüteceğini savundu.
Murat Aysan, hafta sonu Meclis’ten geçen 2026 bütçesinin manşetini rakamlarla kuruyor: gider tarafı yaklaşık 18,9 trilyon TL, gelir tarafı 16,2 trilyon TL ve hedeflenen bütçe açığı 2,7 trilyon TL. Aysan’ın kritik ayrımı “faiz dışı denge” üzerinden. Faiz dışının başa baş hedeflendiğini, hatta sınırlı artıya çekildiğinin söylendiğini aktarıyor; buna karşın faiz ödemelerinin tek başına 2,7 trilyon TL seviyesine geldiğini vurgulayarak “gelecek yıl verdiğimiz açığın tamamı faiz ödemelerinden kaynaklanıyor olacak” notunu düşüyor.
Aysan’ın okumasında bütçenin risk alanı, kalemlerin büyüklüğünden çok borcun niteliğinde. Türkiye’nin borç stokunda sabit faizli kısmın sınırlı kaldığını, geri kalanının “değişkenlik gösteren” bir yapı taşıdığını hatırlatıyor. Bu değişkenliğin somut örneği olarak altın cinsinden borçlanmayı öne çıkarıyor. Altın fiyatındaki her 50 dolarlık artışın kamu maliyesine yüz milyonlarca dolar ek yük bindirebileceğini, özellikle Şubat–Mart–Nisan döneminde yoğun itfa takvimi nedeniyle bu duyarlılığın daha da arttığını ifade ediyor. Bu çerçevede altın fiyatı yükseldikçe “faiz gideri” denen kalemin, bütçenin teorik çerçevesinden kopup nakit akışı tarafında hissedilir bir baskıya dönüşme ihtimaline dikkat çekiyor.
İkinci risk kanalını kur üzerinden tanımlıyor. Kurun yukarı gitmesi halinde hem iç borç hem dış borç tarafında faiz yükünün artabileceğini; üçüncü kanal olarak da enflasyon endeksli kâğıtlar üzerinden gelecek yükün bütçe dengesini zorlayabileceğini söylüyor. Ocak ayındaki yüksek itfa ve bunun içinde enflasyon endeksli bileşenin ağırlığına yaptığı vurgu, 2026 bütçesinin “kâğıt üzerinde rasyonel, piyasada ise hassas” bir dengeye dayandığı tezini güçlendiriyor.
Vergi ve gelir kompozisyonunda ise Aysan’ın eleştirisi daha yapısal: Ücretlinin üzerinde yeniden yük biriktiren bir çerçeve gördüğünü, kurumlar vergisinde sınırlı artış olsa da dolaylı vergilerin toplam içindeki payının yüksek seyrettiğini belirtiyor. Bu nedenle bütçeyi politik bir sloganla değil, iktisadi bir tespit olarak “vatandaşın bütçesi değil” diye okuyor. Gerekçesi de net: geçmiş dönem hatalarının yarattığı hasarı geri çevirmek için bir bedel ödenmesi gerekiyor; servet transferiyle güçlenen kesim bunu ödemek istemiyor, orta sınıfın ve daha geniş kitlenin ise ödeyebilecek gücü zayıflamış durumda.
Aysan ayrıca Merkez Bankası bilançosu tarafına da işaret ediyor. Değerleme hesabında birikmiş zararların büyüklüğüne rağmen bütçede bunun telafisine dönük açık bir sermaye/borçlanma kalemi görmediğini söyleyerek, mali çerçevenin “bazı riskleri dışarıda bırakarak” kurulduğu imasını yapıyor. Bu okuma, 2026 bütçesinin başarısının sadece vergi tahsilatı ve harcama disipliniyle değil; altın–kur–enflasyon üçlüsünde oluşacak patikanın ne kadar “sürprizsiz” yönetilebileceğiyle belirleneceği sonucuna bağlanıyor.




