• Piyasalar 22 Nisan PPK toplantısında 300 baz puanlık faiz artışını fiyatlıyor
• Elektrik ve doğalgaz zamları sonrası enflasyon beklentileri yukarı revize ediliyor
• Dr. Artunç Kocabalkan ise faiz artışının zorunlu olmadığını savunuyor
Merkez Bankası’nın 22 Nisan’daki Para Politikası Kurulu toplantısı öncesinde piyasalarda faiz artışı beklentisi belirgin şekilde güç kazanıyor. Savaş sürecinde Türk lirasını korumak amacıyla rezerv kullanımının artması, enerji fiyatlarına gelen zamlar ve enflasyon görünümündeki bozulma, politika faizinin yüzde 37’den yüzde 40 seviyesine çekileceği yönündeki fiyatlamaları öne çıkarıyor.
Özellikle hafta sonu elektrik ve doğalgaz tarifelerinde yapılan artışların ardından nisan ayı enflasyonuna ilişkin beklentiler yüzde 3 bandına yükselmiş durumda. Bu görünüm, Merkez Bankası’nın yalnızca fiyat istikrarı açısından değil, aynı zamanda kur istikrarı ve beklenti yönetimi açısından da daha güçlü bir duruş sergilemesi gerektiği yönündeki görüşleri güçlendiriyor. Ekonomistlerin yıl sonu enflasyon ve politika faizi tahminlerinde yukarı yönlü güncellemeler dikkat çekerken, piyasada “güçlü mesaj” ihtiyacı ön plana çıkıyor.
Ancak bu beklentiye karşı çıkan önemli bir görüş de bulunuyor. Dr. Artunç Kocabalkan, faiz artışının zorunlu olmadığını vurgulayarak para politikasının yalnızca faiz üzerinden okunmasının hatalı olabileceğine dikkat çekiyor. Kocabalkan’a göre, Merkez Bankası’nın elinde faiz dışı araçlar da bulunuyor ve mevcut faiz seviyesi zaten yüksek bir sıkılaşmaya işaret ediyor.
Kocabalkan, değerlendirmesinde “Merkez Bankası faiz artırmak zorunda değil. Elinde başka politika araçları var. Faiz zaten yüksek” ifadelerini kullanırken, parasal sıkılaşmanın tek başına ekonomiye zarar verebileceğini belirtiyor. Bu yaklaşım, piyasada giderek güçlenen “daha fazla faiz artışı gerekir” görüşüne karşı alternatif bir politika setine işaret ediyor.
Özellikle Türkiye ekonomisinin kısa vadeli yabancı sermaye akımlarına bağımlı yapısına dikkat çeken Kocabalkan, mevcut para politikası çerçevesinin dış kaynak bağımlılığı nedeniyle baskı altında olduğunu ifade ediyor. Bu noktada “yabancı kısa vadeli paraya bu kadar bağımlı ve mali bacağı eksik bir para politikası IMF tipi önlemler ile mecbur bırakıyor” sözleri, faiz artışı beklentisinin arkasındaki yapısal kırılganlıklara işaret ediyor.
Buna karşın Kocabalkan, yıl sonu enflasyon beklentilerinin hâlâ yüzde 30’un altında olduğuna dikkat çekerek, mevcut politika setiyle sürecin faiz artışı olmadan da yönetilebileceğini savunuyor. “Umarım yine de faiz artırmadan atlatırız” diyen Kocabalkan, Merkez Bankası’nın Türk lirasında reel değerlenmeyi sağlamak için gerekli adımları atmaya devam edeceğini belirtiyor.
Kur beklentilerine yönelik olarak ise daha net bir pozisyon alan Kocabalkan, “Deval bekleyenler de yine para kaybedecek” ifadeleriyle TL’de sert bir değer kaybı senaryosuna karşı çıkıyor. Bu söylem, piyasada zaman zaman öne çıkan “kur şoku” beklentilerine karşı güçlü bir karşı tez olarak öne çıkıyor.
Sonuç olarak piyasalar kısa vadede 300 baz puanlık bir faiz artışını fiyatlamaya devam ederken, politika cephesinde bu adımın zorunlu olup olmadığına dair tartışma derinleşiyor. 22 Nisan’daki karar, yalnızca faiz seviyesini değil, aynı zamanda Merkez Bankası’nın hangi politika bileşimini tercih edeceğini de netleştirecek kritik bir eşik olarak öne çıkıyor.




