Cumhurbaşkanı Erdoğan, yarın başlayacak Asgari Ücret Tespit Komisyonu öncesi TİSK’e “ellerinizi taşın altına koyun” çağrısı yaptı; işveren tarafına doğrudan mesaj verilmesi sürecin tonunu belirledi.
Erdoğan, asgari ücret tartışmasını “hak, adalet ve hakkaniyet” çerçevesinde konumlandırırken Orta Vadeli Program’a bağlı kalarak tek haneli enflasyon hedefinin korunacağını vurguladı.
İşçi-işveren ilişkilerinde sorumluluk çağrısı, 2025 ücret politikalarında hem maliyet baskılarının hem de siyasi beklentilerin iç içe geçeceği bir döneme işaret ediyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TİSK’in 29. Olağan Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada asgari ücret görüşmelerinin başlangıcına saatler kala işveren tarafına doğrudan ve dikkat çekici bir mesaj verdi: “TİSK’ten ellerini taşın altına koymalarını bekliyorum.” Yarın yapılacak ilk toplantı öncesi bu çağrı, hükümetin 2025 ücret politikasında işverenin sorumluluk üstlenmesi gerektiğine dair güçlü bir çerçeve çiziyor.
Erdoğan konuşmasında asgari ücret tartışmasını ekonomik teknikler üzerinden değil, ahlaki ve toplumsal bir alanın içine yerleştirdi. “Kefenin cebi yok… mal mülk değil, adalet ve hakkaniyet götüreceğiz” sözleri, ücret tespit sürecini yalnızca bir maliyet hesabı değil, sosyal denge meselesi olarak tanımlayan politik söylemin devamı niteliğinde.
Cumhurbaşkanı ayrıca Orta Vadeli Program’ın yol haritasına bağlı kalındığını ve nihai hedef olan tek haneli enflasyona “mutlaka ulaşılacağını” belirtti. Bu vurgu, ücret artışı – enflasyon beklentisi – maliyet dengesi üçgeninde piyasaların yakından takip ettiği mesajlardan biri.
Toplantıda iş güvenliği ve işveren sorumluluğu konusuna da geniş yer verildi. Erdoğan, “İhmal veya kâr hırsıyla tek bir emekçinin bile canı yanıyorsa bunun vebalini hiçbirimiz taşıyamayız” diyerek TİSK’in 63 yıllık kurumsal rolünü hatırlattı; çalışan sayısı 2,3 milyona ulaşan yapı içinde standartların yükseltilmesi gerektiğini söyledi.
Asgari ücret komisyonu öncesi yapılan bu konuşma, 2025 yılı ücret politikasının yalnızca teknik müzakerelerden ibaret olmadığını; siyasi mesajlar, sosyal beklentiler ve enflasyon patikasının birlikte şekillendireceği bir çerçeveye doğru gidildiğini gösteriyor.




