• Çin dışı eşit ağırlıklı gelişen ülkeler hisse endeksi, 2010–2024 boyunca aşılamayan yatay direnci yukarı kırarak yeni bir trend başlattı
• Kırılma dolar bazlı ve geniş bir EM sepetine yayılıyor; performans birkaç büyük piyasa değil, Çin dışı EM kitlesi tarafından taşınıyor
• Tankut Taner Çelik’e göre bu yapı, küresel risk iştahı uygun olduğunda BİST için de güçlü ama koşullu bir fırsat penceresi yaratıyor

Piyasalarda uzun süredir beklenen kırılım, bu kez gelişen ülkeler cephesinden geldi. Tankut Taner Çelik’in dikkat çektiği grafiklere göre, Çin dışı eşit ağırlıklı gelişen ülkeler hisse endeksi, 2010’dan bu yana defalarca test edilip geçilemeyen yatay direnç bandını nihayet yukarı kırdı. Kırılma sonrası ivmelenen fiyatlama, teknik olarak yeni bir trend bacağının başladığına işaret ediyor.
Çelik’in vurguladığı ilk kritik nokta, bu hareketin dolar bazlı olması. Yani ortaya çıkan tablo, yalnızca yerel para birimlerinin değer kaybı ya da enflasyonla şişirilmiş nominal bir yükseliş değil. Dolar cinsinden fiyatlarda, Çin hariç tutulduğunda, gelişen ülke sepetine yayılan bir yeniden fiyatlama söz konusu.
İkinci önemli detay ise endeksin eşit ağırlıklı ve Çin dışı olması. Bu yapı, performansın birkaç dev piyasanın değil, daha geniş bir EM kitlesinin omuzlarında taşındığını gösteriyor. Aynı zamanda yatırımcı ilgisinin, son yıllarda risk kaynağı olarak görülen Çin’den uzaklaşıp, Çin dışı gelişen ülkelere kaydığına dair güçlü bir sinyal üretiyor.
Teknik analiz perspektifinden bakıldığında bu tür uzun süreli yataydan çıkışlar genellikle yıllar ölçeğinde trend potansiyeli taşır. Çelik, kırılma sonrası olası bir geri testin doğal olduğunu vurgularken, trendin kalıcılığını küresel risk iştahı, ABD faizleri ve dolar dinamiklerinin belirleyeceğini not ediyor.
Bu küresel kırılımın BİST’e yansıması ise iki katmanlı okunuyor. Küresel katmanda, EM’e yönelik bu rejim değişimi, para girişleri ve çarpan genişlemesi ihtimalini artırıyor. Özellikle yabancı yatırımcının Çin riski almadan EM almak istediği dönemlerde, Türkiye gibi daha küçük ama betası yüksek piyasalar daha sert fiyatlamalara sahne olabiliyor.
Yerel katmanda ise hikâye daha karmaşık. BİST getirisi; kur rejimi, enflasyon patikası ve faiz–likidite dengesi tarafından şekilleniyor. Bu nedenle tek bir sepet yerine senaryo bazlı bir strateji ihtiyacı öne çıkıyor. Dezenflasyon ve zamanla faiz indirimi senaryosunda bankalar, GYO’lar ve seçilmiş iç talep hisseleri daha yüksek kaldıraç sunarken; bankacılık tarafında kredi kısıtları, regülasyon riski, mevduat maliyetleri ve piyasa değerleri yakından izlenmesi gereken başlıklar olarak öne çıkıyor.
Enflasyonun yapışkan kaldığı senaryoda ise fiyatlama gücü yüksek sektörler ön plana çıkıyor. Telekom, enerji, defansif tüketim ve güçlü marka ile dağıtım ağına sahip perakende şirketleri bu çerçevede daha dayanıklı bir profil çiziyor.
Zamanlama açısından Çelik, en önemli filtrenin DXY endeksi olduğuna dikkat çekiyor. Doların zayıfladığı, ABD 10 yıllık reel faizlerinin geri geldiği ve EM ETF akımlarının güçlendiği dönemlerde BİST’te risk artırmak daha rasyonel görülüyor. Tersi senaryoda ise dolar güçlü ve reel faizler yüksekken, pozisyonu USD gelirli çekirdek hisselere ve daha yüksek nakit/hedge oranına kaydırmak daha temkinli bir yaklaşım sunuyor. Türkiye özelinde CDS, rezerv dinamikleri ve TCMB’nin reel faiz duruşu bu filtrenin yerel bacaklarını oluşturuyor.
Sonuç olarak, Tankut Taner Çelik’e göre grafikte görülen bu kırılım heyecan verici. BİST’in henüz bu global harekete tam anlamıyla eşlik etmemiş olması, potansiyeli artıran bir unsur. Ancak yabancı yatırımcının hâlen temkinli duruşu dikkat çekici. İyimser senaryoda, yabancı pozisyonlarının düşük olması yılbaşından sonra olası bir girişte sert bir fiyatlamayı mümkün kılabilir.
Net mesaj şu: Uzun soluklu bir ralli yabancı girişiyle mümkün. Şartlar masada. Geriye, parmaklar tuşa yakın şekilde beklemek kalıyor.




