• Çözüm süreci tartışmaları AKP ve MHP hattında yeniden sertleşirken, hedefte bu kez Dışişleri Bakanı Hakan Fidan var
• AKP’li bazı isimlerin eleştirilerine karşı Şamil Tayyar’dan gelen çıkış, parti içi denge ve pozisyonları açık biçimde ortaya koydu
• Güvenlik, anayasal düzen ve Suriye hattı üzerinden yürüyen tartışma, sürecin siyasi maliyetinin büyüdüğüne işaret ediyor
Çözüm süreci başlığı, iktidar cephesinde yeni bir gerilim alanına dönüşmüş durumda. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın “askeri yöntemlere dönmek istemiyoruz, SDG sabırların tükendiğini anlamalı” yönündeki açıklamaları AKP içinde sert eleştirileri tetiklerken, bu eleştirilere yanıt bu kez Şamil Tayyar’dan geldi.
Tayyar’ın sosyal medya paylaşımları, yalnızca muhalefet ya da DEM Parti’ye değil, sürecin iç siyaset ayağında yaşanan gerilime de açık bir mesaj niteliği taşıyor. Tayyar, DEM’in taleplerini “Türkiye savaşı kaybetmiş gibi Sevr benzeri bir teklif” olarak nitelendirirken, Lozan’ın, Anayasa’nın ilk dört maddesinin ve devletin kurucu ilkelerinin tartışmaya açıldığını savundu. Yerel özerklik talebi, terörle mücadele edenlerin yargılanması ve teröristler için anma önerileri, Tayyar’ın paylaşımlarında sert ifadelerle eleştirildi.
Suriye boyutu da tartışmanın merkezinde yer alıyor. Tayyar, sınır kapılarının açılması ve YPG ile işbirliği çağrılarına dikkat çekerken, Suriye’de Mazlum Abdi’nin entegrasyona direndiğini ve özerklik ısrarını sürdürdüğünü vurguladı. Bu tablo karşısında Dışişleri Bakanlığı’nın devlet hassasiyetini dile getirdiğini söyleyen Tayyar, buna rağmen Bakan Fidan’ın hem içeride hem dışarıda hedef alındığını ifade etti.
Paylaşımların en dikkat çekici bölümü ise doğrudan parti içi dengelere işaret ediyor. Tayyar, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Hakan Fidan arasında bu konuda bir görüş ayrılığı olmadığını, söz konusu çizginin hem AK Parti hem de MHP’nin çözüm raporlarında aynen yer aldığını belirtti. Buna rağmen, bazı çevrelerin iki rapordan da rahatsız olduğunu ve öfkelerini Fidan üzerinden dışa vurduğunu ima etti.
Tayyar’ın “eğer bir ayara ihtiyaç varsa, o Fidan değil süreci sabote eden DEM’dir” çıkışı, tartışmanın yalnızca güvenlik ya da dış politika değil, doğrudan siyasi sorumluluk ve pozisyon alma meselesine dönüştüğünü gösteriyor. Kulislerde dolaşan “Fidan görevden alınabilir” iddiaları da bu gerilimin boyutunu büyütüyor.
Sonuç olarak çözüm süreci başlığı, iktidar bloğu içinde yalnızca dış politika veya terörle mücadele meselesi olmaktan çıkmış durumda. Anayasa, devletin kurucu ilkeleri ve Suriye sahası üzerinden yürüyen bu tartışma, önümüzdeki dönemde hem AKP içi dengeleri hem de sürecin siyasi maliyetini daha görünür hâle getirecek gibi duruyor.




