İzmir’de bu yıl 21’incisi düzenlenen Agroexpo Uluslararası Tarım ve Hayvancılık Fuarı, yalnızca yeni tarım teknolojilerinin değil, Türkiye tarımının yapısal kırılganlıklarının da açık biçimde konuşulduğu bir buluşma noktası oldu. Ali Ekber Yıldırım’ın fuar izlenimlerine dayanan değerlendirmeleri, özellikle pamuk başta olmak üzere bitkisel üretimde 2026’ya girerken risklerin arttığını gösteriyor.
Yıldırım’ın aktardığı en çarpıcı gözlem şu: Alışılmışın aksine bu kez yalnızca çiftçiler değil, bayiler ve tarımsal girdi satanlar da ciddi biçimde şikâyetçi. İşlerin durgunluğu, satışların yavaşlaması ve en önemlisi tahsilat yapılamaması, tarım zincirinde likiditenin neredeyse donma noktasına geldiğine işaret ediyor. Bu tablo, tarımda sorunun yalnızca üretici gelirleriyle sınırlı olmadığını, tüm ekosistemi etkileyen bir finansman krizine dönüştüğünü ortaya koyuyor.
Planlama Var, Sahada Karşılığı Yok
Fuar boyunca üreticiler ve sektör temsilcilerinin ortak şikâyeti, tarımda planlamanın kağıt üzerinde kalması. Ali Ekber Yıldırım’ın ifadesiyle, “stratejik ürün” ilan edip havza bazlı yönlendirme yapmak, üreticinin fiyat sinyaline bakarak karar vermesini engellemiyor. Çiftçi hâlâ “hangi ürün para ediyorsa ona yöneliyor” ve bu da arz fazlası–arz açığı döngüsünü kronik hale getiriyor.
Bunun en somut örneği meyvecilikte yaşanıyor. Tek yıllık ürünlerden (pamuk, buğday, mısır) para kazanamayan üretici, çok yıllık meyveye yönelmiş durumda. Çukurova’da aşırı narenciye dikimi, Ege’de farklı ürünlere yönelim ve işleme–depolama altyapısının yetersizliği, ürünün dalında kalmasına yol açıyor. Yıldırım’ın yazısında vurguladığı gibi, katma değer yaratacak konsantre, kurutma ve işleme tesisleri kurulmadıkça bu kısır döngü kırılmıyor.
Tohumcularda Alarm: Belirsizlik Zirvede
Tohumcular genellikle gelecek sezona dair en net sinyali veren aktörler. Ancak fuarda konuşulanlara göre bu kez tablo tersine dönmüş durumda. Yıldırım’ın aktardığı verilere göre, normalde Ocak–Şubat döneminde yılın tohum satışlarının yaklaşık yüzde 50’si yapılırken, bu yıl yüzde 10’un bile altına düşülmüş durumda. Bunun temel nedeni tek kelimeyle özetleniyor: belirsizlik. Çiftçi ne ekeceğini, hangi üründe zarar edeceğini ya da ayakta kalacağını öngöremiyor.
İşçi Sorunu ve Hayvancılık Baskısı
Fuarın neredeyse tüm salonlarında dile getirilen bir diğer ortak sorun işçi bulamamak. Hasat, bakım ve ekim için iş gücü bulunamaması, yatırımların ertelenmesine yol açıyor. Bu nedenle üreticiler, makinalı hasada uygun ürünleri daha fazla tercih etmeye başlamış durumda.
Hayvancılık cephesinde ise iki başlık öne çıkıyor: 500 bin baş besilik sığır ithalatı ve çiğ süt fiyatları. Üreticiler, ithal hayvan fiyatlarının belirsizliğinden ve küçük işletmeler için Et ve Süt Kurumu’na kesim zorunluluğunun yarattığı baskıdan endişeli. Süt tarafında ise yem maliyetleri artarken çiğ süt fiyatının baskılanması, sektörün sürdürülebilirliğini tehdit ediyor. Yıldırım’ın aktardığı önemli bir detay da şu: Türkiye her yıl 500 binden fazla buzağı kaybı yaşıyor; bu kayıplar önlenebilse, ithalata olan ihtiyaç ciddi ölçüde azalabilir.
Pamukta Kırılma Noktası
Fuarın en kritik başlığı ise kuşkusuz pamuğun geleceği oldu. Yıldırım’ın konuşmacı olarak katıldığı “Pamuk Tarımının Geleceği, Finansmanı ve Yeni Destekleme Modeli” panelinde dile getirilen sözler, sektörün geldiği noktayı net biçimde özetliyor. Bir çiftçinin şu ifadesi tabloyu çarpıcı şekilde ortaya koyuyor:
“Biz pamukçuyuz, pamuk ekmediğimiz zaman rahatsız oluruz. Ama artık ektikçe zarar ediyoruz.”
Pamuk üreticisi Aydın Çondur’un verdiği örnek ise maliyet baskısının boyutunu gözler önüne seriyor. 2022’de 23 bin 300 kilo kütlü pamukla alınabilen bir traktörün, bugün 123 bin kilo pamuk karşılığı satılması, üretici gelirinin reel olarak nasıl eridiğini gösteriyor. Üstelik pamuk fiyatı dört yıldır neredeyse yerinde sayıyor.
Finansman Var Ama Yetmiyor
Panelde söz alan Türkiye İş Bankası Tarım Bankacılığı Pazarlama Bölüm Müdür Yardımcısı Mustafa Alper Devran, bankanın tarımı yalnızca ekonomik değil, stratejik bir sorumluluk alanı olarak gördüğünü vurguluyor. Türkiye genelindeki 56 tarım ihtisas şubesi ile çiftçiye sahada temas etmeye çalıştıklarını ifade ediyor. Ancak mevcut tablo, finansmanın tek başına yeterli olmadığını; fiyat politikası ve destekleme yapısının da üreticiyi ayakta tutacak şekilde yeniden tasarlanması gerektiğini gösteriyor.
Progen Tohum Genel Müdürü Aykut Özbuğday’ın tespiti ise net: Pamuk üretimi hızla azalıyor ve bunun temel nedeni fiyatların yerinde sayması. Dekar başına 1395 TL’ye denk gelen mevcut destekleme, üretici lehine çalışmıyor. Özbuğday’a göre geçmişte dolar bazında kilo başına 25–28 sent olan destek, bugün aynı reel etkiyi yaratacaksa kilo başına 8–10 TL seviyesinde olmalı.
İzmir Tarım Fuarı’ndan çıkan tablo, 2026’ya girerken tarımın özellikle pamuk tarafında yapısal bir eşikte olduğunu gösteriyor. Fiyatlar, maliyetler ve destekleme politikaları arasındaki makas açıldıkça üretici üretimden kopuyor. Bu kopuş yalnızca bir ürün kaybı değil; ekipman, bilgi ve insan sermayesinin de kaybı anlamına geliyor.
Ali Ekber Yıldırım’ın sahadan aktardıkları, 2025’in zorlu geçtiğini, 2026’nın ise daha da zor olabileceğini söylüyor. Pamukta sürdürülebilirlik sağlanamazsa, Türkiye yalnızca bir tarım ürününü değil, stratejik bir üretim kapasitesini de kaybetme riskiyle karşı karşıya. Bu nedenle mesele artık yalnızca çiftçinin değil; gıda güvenliği, dış ticaret ve kırsal istihdam başlığıyla makro bir ekonomi sorunu olarak ele alınmak zorunda.




