
● Yabancı para mevduatındaki artış dolar ve eurodan değil, tamamen kıymetli maden hesaplarından geliyor.
● Gerçek kişiler altın mevduatlarını hızla artırırken, döviz hesapları geriliyor.
● Bankalar açısından bilanço yönetimi zorlaşıyor: altın var ama likidite sınırlı.
Murat Aysan sosyal medyasında “Parite etkisinden arındırılmış ve arındırılmamış YP mevduat gelişimi: Bireyler USD veya Euro almıyor, artış tamamen altın kaynaklı. Bu kadar altının yastık altı yerine bankalarda olması ilk bakışta iyi geliyor ama bunları kullanılabilecek duruma getirmek banka bilançoları açısından giderek zorlaşıyor…” paylaşımını yaptı. Peki bu ne demek?
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 17 Ekim haftasına ait “Yabancı Para Mevduatlarda Haftalık Değişim ve Parite Etkisi” verileri, finansal sistemde dikkat çekici bir kırılmaya işaret ediyor.
Parite etkisinden arındırılmış olarak yurt içi yerleşiklerin yabancı para mevduatı 2,29 milyar dolar arttı. Ancak bu artışın kaynağı ne dolar ne de euro: tabloya göre, bireylerin (gerçek kişilerin) döviz mevduatlarında düşüş sürerken, altın hesaplarında güçlü bir artış yaşandı.
Bireylerin dolar hesapları haftalık 104 milyon dolar azaldı, euro hesapları ise yalnızca 29 milyon dolar yükseldi. Buna karşın, kıymetli maden depo hesaplarında 1,156 milyar dolarlık artış yaşandı. Yani, sistemdeki yabancı para artışının neredeyse tamamı altın kaynaklı.
Tüzel kişiler tarafında da benzer bir tablo mevcut: kurumsal yatırımcıların döviz hesapları yatay seyrederken, altın pozisyonları 715 milyon dolar arttı. Böylece toplam yabancı para mevduat artışının %80’inden fazlası altından geldi.
BS Ekonomi analizine göre, bu durum ilk bakışta pozitif görünebilir: “Yastık altındaki altının finansal sisteme girmesi, kayıtlı varlıkları artırıyor gibi duruyor.” Ancak tabloya daha yakından bakıldığında, bu altın mevduatlarının bankalar için aktif yönetimi zor bir yük haline geldiği görülüyor.
Altın mevduatları TL veya döviz cinsinden kredi üretiminde doğrudan kullanılamadığı için, bankalar bu kaynakları efektif şekilde değerlendiremiyor. Ayrıca, global değerlemeler ve ons fiyatındaki oynaklık bilançolarda volatilite yaratıyor.
Sonuç olarak, sistemdeki “döviz artışı” algısı yanıltıcı: piyasada yeni dolar ya da euro talebi yok, aksine bu iki para biriminde çözülme sürüyor. Artış yalnızca “altınlaşan” mevduat yapısından kaynaklanıyor.
Finansal istikrar açısından bu eğilim iki yönlü okunabilir:
- Kısa vadede altın hesaplarının bankalarda tutulması sistemin görünür rezervlerini güçlendiriyor.
- Orta vadede ise bu varlıkların likit hale getirilememesi, kredi kapasitesini sınırlıyor.
Kısacası, Türk finans sistemi “altınla şişiyor ama dövizle soluyor.”




