Döviz piyasalarında ağustos ayı dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Dolar kuru yılbaşında 35,3 seviyesinden bugün 41 liraya ulaşmış durumda. Bu yaklaşık yüzde 16’lık bir artış demek. Ancak Murat Aysan’ın ifadesiyle, “Ağustos ayında da USD deval hızı yüzde 2’nin altında, büyük olasılıkla yüzde 1,25 civarında sonlanacak.” Yani doların yükselişi hâlâ var ama temposu yavaşlamış görünüyor.
Buna karşılık Euro cephesi oyunun kurallarını değiştirmiş durumda. Yılın başında 36,7 olan Euro/TL, ağustos sonunda 48 lira sınırına dayanarak neredeyse yüzde 31 yükseldi. Aysan’ın deyimiyle, “Euro oyunu bozuyor.” Nitekim ağustos ayında tek başına yüzde 3,5’lik bir sıçrayış kaydedildi. Bu hareket, hem Avrupa ile yoğun ticaret yapan Türkiye için hem de kur sepeti açısından belirleyici oldu.
Kur sepeti (yarısı dolar yarısı eurodan oluşan ölçüt), yılbaşındaki 36 seviyesinden 44,5’e çıktı. Bu da yaklaşık yüzde 24’lük bir yükseliş anlamına geliyor. Aysan, bu noktada önemli bir uyarı yapıyor: “Sepet kurun artışı enflasyonun üzerinde.” Yani döviz sepetindeki hız, tüketici fiyatlarının artışını geçmiş durumda. Bu da önümüzdeki aylarda ithalat maliyetlerinden iç piyasadaki fiyatlara kadar geniş bir alanda baskı yaratabileceğinin işareti.

Tabloya bakıldığında şu gerçek ortaya çıkıyor: Dolar sakin, Euro agresif. Türkiye ekonomisinin dış ticaretinde Avrupa Birliği’nin ağırlığı düşünüldüğünde, Euro’daki bu sert yükseliş doğrudan ithalat maliyetlerini artırıyor. Bu durum enflasyonu dizginlemeye çalışan ekonomi yönetiminin elini zayıflatıyor. Çünkü dolar cephesinde daha kontrollü bir tablo olsa bile, Euro’nun yukarı hareketi sepet bazında TL’nin değer kaybını hızlandırıyor.
Sonuçta, yılbaşından bugüne kadar TL’nin değer kaybı dolar karşısında yüzde 16 seviyesinde sınırlı kalırken, Euro karşısında yüzde 31’e ulaştı. Bu farklılaşma, Türkiye için döviz riskinin artık sadece “dolar” üzerinden okunamayacağını, sepet bazlı düşünmenin zorunlu hale geldiğini gösteriyor.




