Murat Aysan Enflasyon Verileri ve Ekonomik Gelişmeleri Yorumluyor
Bugün itibarıyla açıklanan son enflasyon verileriyle birlikte bazı önemli başlıkları değerlendirmekte fayda var. Yılın başından Temmuz sonuna kadar enflasyon yaklaşık %19,08 seviyesine ulaştı. Aylık tüketici enflasyonu ise %2’nin biraz üzerinde gerçekleşti.
Yıl sonuna kadar enflasyonun %29’u geçmemesi için gerekli tüm önlemler alınmış durumda. Yönetilen ve yönlendirilen fiyatlar da dahil olmak üzere, bu hedefin altında kalınması yönünde güçlü bir irade var. Aylık enflasyon ortalamaları eğer şu şekilde ilerlerse; %29’luk kapanış için aylık %1,5, %27 için %1,35, %26 için ise %1,20 gibi bir seviyede kalması yeterli olacak. Teknik olarak 29 ile 30 arasında çok büyük bir fark olmasa da, bu çizginin altında kalmak hem ekonomik hem de sembolik açıdan oldukça önemli.
Gelecek yıl için enflasyon hedefinde üst sınır %18 olarak belirlendi. Bu, yaklaşık %15–16 ortalama hedefini ima ediyor. Elbette burada akla gelen ilk soru şu: Devlet, kendi kontrolündeki fiyatları, kamu maaşlarını ve hizmet bedellerini de bu hedeflere paralel olarak mı artıracak? Detaylar için orta vadeli planı bekliyoruz ama genel yönelim bu çerçevede olacak gibi görünüyor.
Bu hedefin, özellikle şirketlerin Eylül ve Ekim aylarında yapacakları 2026 yılı bütçeleme çalışmalarında çok belirleyici bir etkisi olacak. Bütçelerde baz alınacak enflasyon öngörüsü artık yukarı yönlü değil, aşağı yönlü bir disiplinle oluşturulacak.
Kur tarafına baktığımızda, Temmuz ayında dolar/TL kuru yaklaşık %1,7 yükselirken, Euro/TL kurunda %0,96–0,97 civarında bir geri çekilme gördük. Sepet kur ise neredeyse yatay kaldı, sadece %0,25–0,26 civarında bir artış oldu. Aynı dönemde TL’nin gecelik referans faizleri net bazda 370 baz puanın biraz üzerine çıktı. Bu da kısa vadede TL’de kalanlar için dövize kıyasla pozitif bir getiri anlamına geliyor. Bu nedenle yılın geri kalanında doların aylık %1,5’in üzerine çıkmasını beklemiyorum. Hatta yılın sonuna doğru değer kaybı hızı daha da yavaşlayabilir.
Şimdi borçlanma tarafına bakalım. Temmuz ayında Hazine’nin planladığı borçlanma 376 milyar TL civarındaydı ancak gerçekleşme yaklaşık 495 milyar TL oldu. Bu oldukça yüksek bir rakam. Bu süreçte, 1 yıllık vadeyle 5,8 milyar dolar tutarında iç borçlanma gerçekleştirildi ve aynı dönemde 4 milyar dolarlık bir itfa yapıldı. Yani döviz cinsinden bir önden borçlanma yapıldı. Bu da ağustos ayında döviz borçlanmasına olan ihtiyacı azaltabilir. Fakat yine de bu ay 4 milyar dolarlık bir itfa daha var.
Ağustos ayında açıklanan yeni borçlanma programı 440 milyar TL düzeyinde. Temmuz’daki fiili borçlanmadan 40 milyar TL fazla. Bu artış, kamu harcamalarındaki genişlemeyi ve özellikle maaş zamlarının bütçe üzerindeki baskısını gösteriyor. Merkez Bankası’ndaki TL ve döviz varlıkları şimdilik yeterli görünüyor, bu da likidite açısından kısa vadeli bir sıkışıklık olmadığını düşündürüyor.
Borçlanma stratejisinde ise kısa vade öne çıkıyor. Çoğunlukla 1 yıllık döviz cinsi iç borçlanma tercih ediliyor. Bu strateji, ABD faizleri düştüğünde bu borçların TL cinsine çevrilmesini mümkün kılacak bir zemini hazırlıyor. Ortalama vade şu an itibarıyla yaklaşık 3 yıl civarına kadar gerilemiş durumda. Bu da borç yönetiminde ciddi bir değişimin işaretidir.
Ancak uzun vadeli, sabit faizli borçlanmaya geçiş kolay olmayacak. Piyasa hala belirsizlik içeriyor. Yatırımcılar sabit faizli ve uzun vadeli tahvillere yönelmeye çok istekli değil. Bu geçiş, Hazine açısından önümüzdeki dönemin en kritik sınavlarından biri olacak.
Tahvil piyasasına dönecek olursak; 12 Ağustos 2026 vadeli tahvilin getirisi mart ortasında %38,06 iken, ağustos başında %41,41’e yükseldi. 10 Şubat 20XX vadeli tahvil %37–40 bandında seyretti. 27 Eylül 2034 vadeli tahvilin getirisi ise martta %28,05 iken şu anda %31,44 seviyelerinde. Görünen o ki, piyasa Merkez Bankası’nın 300 baz puanlık faiz indirimini zaten önceden fiyatladı. Bu nedenle faiz indirimi sonrası getirilerde ciddi bir düşüş yaşanmadı. Tahvil piyasasında likidite hâlâ zayıf; bu da yabancı yatırımcıların özellikle uzun vadeli kağıtlardan uzak durmasına neden oluyor.
Yabancılar daha çok 2 yıllık gibi kısa vadeli tahvillere ilgi gösteriyor. Likidite ve risk yönetimi açısından bu daha tercih edilir bir alan sunuyor.
Temmuz ayındaki döviz piyasası hacmine bakıldığında, hem müşteri işlemlerinde hem de bankalar arası işlemlerde anlamlı bir artış olmadı. Yani döviz talebinde kayda değer bir hareket gözlenmedi. Bu da son dönemde yapılan stopaj ve faiz indirimlerinin döviz talebine henüz ciddi bir etkisi olmadığını gösteriyor. Kur etkilerinden arındırılmış veriler, döviz mevduatlarında da belirgin bir artış olmadığını ortaya koyuyor.
Genel anlamda temmuz ayı, döviz piyasası açısından oldukça sakin geçmiş durumda.
BS Ekonomi Özeti
Ocak–Temmuz arası enflasyon yaklaşık %19; yıl sonu hedefi %29’un altında.
2026 için %18 enflasyon üst sınırı, kamu ücret ve fiyat politikalarını etkileyecek.
Kur piyasaları istikrarlı, doların yıl sonuna kadar %1,5/ay üzerinde artması beklenmiyor.
Hazine, temmuzda beklentinin üzerinde borçlandı; bütçe açığı işaretleri var.
Borçlanma stratejisi kısa vadeye odaklı; uzun vadeye geçişte zorluklar bekleniyor.
Tahvil faizleri daha önceden fiyatlandı; yabancı yatırımcı likidite nedeniyle uzun vade tercih etmiyor.
Döviz piyasasında hacim sakin; vergi ve faiz hamlelerinin şimdilik etkisi sınırlı.
Ekonomik görünüm, enflasyon kontrolü ve borç yönetiminin başarısına bağlı.




