Dünya merkez bankalarının altın piyasasındaki rolü, son yayımlanan rapor ve grafiklerle yeniden gündemde. Son 15 yıldır artan jeopolitik belirsizlik, enflasyon baskıları ve küresel ticaret gerilimleri, merkez bankalarının portföylerinde altının önemini artırırken, son veriler bazı ülkelerin altın alımında liderliği kaptığını ortaya koyuyor.

Özellikle ilk üç grafikte dikkat çeken veriler, Polonya ve Türkiye’nin 2024 yılı boyunca resmi olarak en fazla altın rezervi artıran ülkeler konumunda olduğunu gösteriyor. Polonya, 89,54 ton ile ilk sırada yer alırken, onu 74,79 tonla Türkiye ve 72,62 tonla Hindistan takip ediyor. Çin’in de 44,17 tonluk alımıyla ilk beş içerisinde yer alması, Asya’nın altına stratejik bir değer atfettiğini bir kez daha teyit ediyor.
Bu gelişmeler, özellikle Polonya ve Türkiye gibi ülkelerin merkez bankalarının altın rezervlerini hem portföy çeşitlendirmesi hem de potansiyel krizlere karşı korunma aracı olarak kullandığını gösteriyor. Söz konusu alımların, ABD Doları’na olan bağımlılığı azaltma ve uluslararası rezervlerde çeşitlilik sağlama stratejileriyle örtüştüğü belirtiliyor.

İkinci grafikte net şekilde görülen trend, 2010’dan bu yana merkez bankalarının net alıcı pozisyonunda kaldığını ve 2022’den itibaren yıllık alımların rekor seviyelere ulaştığını ortaya koyuyor. 2010-2021 ortalamasının üstüne çıkan yıllık alımlar, küresel finansal sistemde güvenli liman arayışını da gözler önüne seriyor.
Ancak asıl çarpıcı detay, son grafikte gizli. Bloomberg’in derlediği verilere göre, 2010’dan bu yana merkez bankalarının beyan ettikleri altın alımlarıyla fiilen gerçekleştirdikleri (tahmini) altın alımları arasında ciddi bir fark bulunuyor. Özellikle Çin gibi bazı ülkelerin, resmi rakamların çok üzerinde altın satın aldığı belirtiliyor. 2015’te Çin’in toplamda 604 tonluk altın alımının büyük kısmının beyan edilmeden yapıldığı ve sonraki yıllara yayıldığı ortaya çıkarken, benzer eğilimler diğer ülkeler için de geçerli olabilir. Bu durum, uluslararası piyasalarda merkez bankalarının altın talebini doğru tahmin etmenin giderek zorlaştığını gösteriyor.

Uzmanlar, resmi raporlarda açıklanmayan alımların artmasının jeopolitik gerilimler ve potansiyel yaptırımlardan kaçınma isteğiyle bağlantılı olabileceğini belirtiyor. Bu eğilim, altın piyasasında fiyat volatilitesini artırırken, yatırımcıların güvenli liman arayışını da daha karmaşık hale getiriyor.
Sonuç olarak; Polonya ve Türkiye’nin resmi alımlarda öne çıkması, buna karşılık bazı ülkelerin beyan dışı rezerv artırımlarıyla dikkat çekmesi, merkez bankalarının altın stratejilerini şeffaflıktan uzak bir alana taşıyor. Bu tablo, küresel ticaret gerilimleri ve para politikalarında belirsizliklerin arttığı bir dönemde altının hâlâ güvenli liman ve stratejik rezerv olarak önemini koruduğunu kanıtlıyor.
BSFinans notu: Altın hâlâ uzun vadeli portföy çeşitlendirmesi ve güvenli liman olarak güçlü bir aday.
Merkez bankalarının hem resmi hem beyan dışı alımları, orta-uzun vadede yukarı yönlü trendi destekliyor.
Kısa vadede dalgalanma (volatilite) riskini azaltmak için tek seferde yüksek miktarda alım yapmak yerine kademeli alım ve stop-loss kullanmak mantıklı.




