Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) yayımladığı 2025 dönemi Türkiye 4. Madde değerlendirmesinde, Türkiye’nin dezenflasyon programının somut ilerleme kaydettiği ve enflasyonun 2024’te yüzde 49.4’ten Aralık 2025’te yüzde 30.9’a düştüğü resmi verilere yansıdı. Rapor, mevcut politika bileşiminin disiplinli para politikası, makro istikrar ve orta vadeli büyüme dengesini sürdürdüğünü ifade ediyor.
IMF metninde net şekilde daha sıkı mali politika ve güçlü mali disiplin çağrısı yer alıyor; kurum, enflasyonun kalıcı olarak hedeflere yaklaşması için kapsamlı yapısal reformların önemini vurguladı.
Ekonomideki bu teknik çerçeve, sosyal medya üzerinden ekonomi çevrelerinde paylaşılan görüşlerle örtüşüyor; Artunç Kocabalkan’ın sosyal medya ifadelerinde vurguladığı gibi, IMF’nin “enflasyonun kökünü kazımak için faizi yüksek tut ve mali kural getir” yaklaşımı doğru olsa da, Türkiye’de siyasi iktidar bu tavsiyeyi hayata geçirmiyor. Kocabalkan’ın değerlendirmesinde bu durum, geçmiş siyasi tecrübelerle ilişkilendirilerek ifade edildi: Koalisyon hükümeti döneminde Derviş ile uygulanan mali kuralın halk tepkisine yol açması, AK Parti’nin 2002 seçim zaferine zemin hazırladığı ve sonraki AK Parti iktidarlarında da kaygı nedeniyle bağlayıcı mali disiplinin rafa kaldırıldığı hatırlatılıyor. Bu bakış, IMF’nin teknik önerisi ile Türkiye’deki siyasi pratik arasındaki açıklığı ortaya koyuyor.
Siyasi Maliyet Algısı Piyasalarda Etki Yaratıyor
Kocabalkan’ın paylaşımlarında işaret ettiği üzere, Ali Babacan döneminde mali disiplin söylemi daha belirgin olsa da, daha sonra Canikli gibi aktörlerin “mali kural gelir ise seçim kazanamayız” değerlendirmesi politikaların derinleşmesine engel oldu. Bugün kamuoyunda reel enflasyonun düşürülmesine ilişkin beklenti, siyasi maliyet kaygısıyla bağlayıcı mali kurala dönüşmüyor; bunun piyasalar üzerinde uzun vadeli fiyat istikrarı algısını zayıflattığı tartışılıyor.
Mevcut Politika Karışımı ve Piyasa Algısı
IMF raporu, sıkı para politikası ve temkinli mali duruşun enflasyonla istikrarlı büyüme arasındaki dengeyi koruduğunu belirtiyor. Ancak raporda faiz oranlarının hedeflerin üzerindeki yüksek konumda kalacağı ve yapısal reformların eksikliği nedeniyle fiyat istikrarının yavaş ilerlediği belirtiliyor.
Piyasa aktörleri ve analiz çevreleri, bağlayıcı mali kuralın olmamasını önemli risk olarak görüyor. Kocabalkan’ın “gerçekten enflasyonu düşürmek isteseler mali kuralı getirirler” değerlendirmesi, IMF raporundaki sıkı politika çağrısı ile karşılaştırıldığında, siyasetin uzlaşmaz tutumu ile uygulamaya geçmeyen teknik öneriler arasında bir uyumsuzluk olduğunu işaret ediyor.
Sonuç ve Piyasa Etkisi
IMF raporu teknik olarak enflasyonun düşüş eğiliminde olduğunu teyit etse de, siyasi tercih ve mali disiplin mekanizmalarının eksikliği piyasada “sürdürülebilir fiyat istikrarı” beklentisini zayıflatıyor. IMF’nin tavsiyeleri ile Türkiye’deki uygulama arasındaki bu fark, piyasa göstergeleri üzerinde baskı unsuru olmaya devam ediyor.




