• Dünyada üretilen her 3 gıdadan 1’i israf ediliyor, küresel ekonomik kayıp 1 trilyon dolara ulaşıyor
• Gıda sistemi, küresel sera gazı salımlarının yaklaşık yüzde 30’undan sorumlu
• Türkiye’de 2025’te 1,2 milyon gıda denetimi yapıldı, 2,5 milyar TL idari ceza kesildi
“Gıdanın Geleceği için Dönüşüm” temasıyla düzenlenen 11. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi, İstanbul’da sektörün tüm paydaşlarını bir araya getirdi. Akademiden sanayiye, finanstan sivil topluma uzanan geniş katılımla gerçekleşen zirvede gıda israfı, iklim krizi, tarımsal denetimler ve sürdürülebilir üretim modelleri öne çıktı. Zirvede ortak mesaj netti: Söylem aşaması tamamlandı, artık eylem zamanı.
Zirvenin açılış konuşmasını yapan Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası (TÜGİS) Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, gıda israfının yalnızca sosyal değil, aynı zamanda devasa bir ekonomik ve iklimsel maliyet yarattığını vurguladı. Sidar’a göre dünyada üretilen her üç gıdadan biri çöpe gidiyor; bunun ekonomik karşılığı yaklaşık 1 trilyon dolar, iklim üzerindeki etkisi ise yılda 3 milyar ton karbon salımı.
Sidar, gıda israfının artık bireysel tercihler değil, kurumsal ve kamusal düzeyde bir “yönetim başlığı” olarak ele alınması gerektiğini belirterek, “Dünya yeterince gıda üretiyor ama her 9 insandan 1’i hâlâ aç. Bu tablo gıda sisteminin nasıl işlediğini kökten sorgulamamızı zorunlu kılıyor” dedi.
Tarımda Teknoloji Var, Eşitsizlik Sürüyor
Kaan Sidar, tarım sektöründeki yapısal çelişkilere de dikkat çekti. Türkiye’de tarımda çalışan her dört kişiden birinin kayıt dışı olduğunu hatırlatan Sidar, buna karşın tarım teknolojilerine yapılan yatırımların son 10 yılda dört kat arttığını söyledi. “Bir yanda teknoloji ve imkânlar büyürken, diğer yanda eşitsizlikler derinleşiyor” diyen Sidar, dönüşümün yalnızca teknolojiyle değil, yönetişim ve politika setleriyle mümkün olacağını vurguladı.
Rejeneratif tarım, döngüsel ekonomi ve dijitalleşmenin altını çizen Sidar, sağlıklı toprağın verimi yüzde 20’ye kadar artırabildiğini, veriyle çalışan çiftçinin aynı araziden yüzde 15–20 daha fazla ürün alabileceğini ifade etti. Zirveden çıkacak sonuçların raporlarda kalmayacağını belirten Sidar, “Gıdayı doğru yönetirsek, geleceği de yönetiriz” dedi.
Denetimler Sertleşiyor: 1,2 Milyon Kontrol, 2,5 Milyar TL Ceza
Zirvede konuşan Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Ersin Dilber, gıda güvenliğine ilişkin çarpıcı rakamlar paylaştı. Dilber, 2025 yılı içinde yaklaşık 1,2 milyon denetim gerçekleştirildiğini, uygunsuzluk tespit edilen 29 bin işletmeye toplam 2,5 milyar TL idari para cezası uygulandığını, 540 işletme hakkında ise savcılığa suç duyurusunda bulunulduğunu açıkladı.
Dilber, gıdanın artık yalnızca bir ticaret konusu değil; güvenlik, sağlık, çevre ve egemenlik başlıklarının kesişiminde yer aldığını belirterek, iklim değişikliği ve su kaynakları üzerindeki baskının gıda zincirinin dayanıklılığını doğrudan etkilediğini söyledi. Bakanlığın suyu merkeze alan üretim planlamasıyla hangi ürünün nerede ve ne kadar üretileceğini sistematik biçimde yönettiğini vurguladı.
Taklit ve tağşişle mücadelede şeffaflığın temel ilke olduğunu belirten Dilber, bugüne kadar 2 bin 300’ün üzerinde ürünün kamuoyuna açıklandığını, 138 gıda kontrol laboratuvarında yılda 1 milyonun üzerinde numunenin analiz edildiğini ifade etti. Önümüzdeki dönemde kamera destekli denetimler, risk bazlı ve veri temelli kontrol modelleri ile pestisit kullanımına yönelik yeni kısıtlamaların hayata geçirilmesi planlanıyor.
“Kriz Ötesi” Bir Dönem
Zirvede söz alan eski Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı ve TARPOL Başkanı Mehdi Eker ise küresel ölçekte gelinen noktayı “kriz ötesi” olarak tanımladı. Dünya genelinde yaklaşık 700 milyon insanın açlıkla karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Eker, temennilerle yetinmeyen, uygulanabilir ve acil politika setlerine ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.
Zirveden çıkan mesaj net: Gıda artık yalnızca tarımın değil, ekonominin, iklim politikasının ve toplumsal istikrarın merkezinde yer alıyor. İsrafın azaltılması, verimliliğin artırılması ve sürdürülebilirliğin sağlanması ise bir tercih değil, zorunluluk olarak görülüyor.




