• Fiyat endeksi, sepet kura kıyasla belirgin şekilde daha hızlı yükseliyor
• Reel kur yukarı itilirken rekabet gücü ve dış denge baskı altında
• Yatırımcı açısından maliyet, marj ve varlık fiyatlaması riski büyüyo
TCMB ve İTO verilerinden derlenen ve Prof. Dr. Hakan Kara tarafından sosyal medyada paylaşılan grafik, Türkiye’de enflasyon ile kur artışı arasındaki makasın açılmaya devam ettiğini net biçimde ortaya koyuyor. 2024=100 bazlı endekste fiyat seviyesi 200’e yaklaşırken, sepet kur artışı aynı dönemde yaklaşık 150 seviyesinde kalıyor. Bu ayrışma, iç fiyatların dövize göre çok daha hızlı yükseldiğine işaret ediyor.
Ortaya çıkan tablo, Türkiye’nin küresel fiyatlarla kıyaslandığında giderek daha pahalı bir ekonomi haline geldiğini gösteriyor. Kur artışının enflasyonun gerisinde kalması, kısa vadede dezenflasyon görünümünü destekler gibi algılansa da, orta vadede reel kurun değerlenmesi anlamına geliyor. Bu durum özellikle ihracatçı sektörler açısından rekabet baskısını artırırken, ithalatın görece ucuzlaması üzerinden cari dengeyi kırılganlaştırıyor.
Yatırımcı cephesinde makasın açılması üç başlıkta risk üretiyor. Birincisi, maliyetleri dövize endeksli olan şirketlerde kârlılık baskısı artıyor; fiyatlara tam yansıtılamayan maliyetler marjları eritiyor. İkincisi, reel kurun yukarı gelmesi, ilerleyen dönemde düzeltme ihtimalini güçlendiriyor; bu da kurda daha sert ve geç ayarlama riskini masada tutuyor. Üçüncüsü, varlık fiyatlamalarında “yüksek reel faiz–kontrollü kur” varsayımına dayalı pozisyonların, politika yönü değiştiğinde hızlı şekilde çözülme riski bulunuyor.
Özetle grafik, yalnızca bir fiyat–kur ayrışmasını değil; Türkiye ekonomisinin rekabet gücü, dış denge ve yatırım iklimi açısından birikmekte olan yapısal baskıyı gösteriyor. Prof. Dr. Hakan Kara’nın işaret ettiği bu makas, yatırımcılar için kısa vadeli sakinliğin orta vadeli riskleri gizlediğine dair güçlü bir uyarı niteliğinde.




