• Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın borsa açıklamaları, Dr. Artunç Kocabalkan’ın aylardır dile getirdiği yapısal çöküş tespitlerini doğruladı.
• “Borsaya güven kalmadı” diyen Kocabalkan, kara para, manipülasyon ve denetimsizlik üçgenine defalarca dikkat çekmişti.
• Artık mesele fiyat dalgalanması değil; sermaye piyasasının meşruiyet kriziyle karşı karşıya oluşudur.
Türkiye sermaye piyasalarında aylardır dillendirilen çürüme sinyalleri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son açıklamalarıyla devletin en üst katında da açıkça kabul görmüş oldu. Erdoğan’ın “kara para aklama, yasa dışı fon transferleri ve manipülatif işlemler küresel piyasalara olan güveni zedeliyor” sözleri, Dr. Artunç Kocabalkan’ın uzun süredir uyardığı “borsaya güvenin yerle yeksan olduğu” gerçeğini teyit etti. Bu yalnızca bir piyasa yorumu değil; finans sisteminin ahlaki ve kurumsal temellerine dair bir alarmdır.
Dr. Kocabalkan, aylardır yaptığı yayınlarda ve sosyal medya paylaşımlarında aynı soruya odaklanıyor: “Bu borsa kimin güvenini temsil ediyor?” Ona göre Türk Borsası artık yatırımcı için bir değer yaratma alanı olmaktan çıkmış, manipülasyonla pompalanan, denetimden kaçan sermaye hareketlerinin oyun sahasına dönüşmüştür. Kocabalkan defalarca “bu yapının sürdürülebilir olmadığını” vurguladı; çünkü piyasanın temel taşı olan güven, siyasi söylemler ve kurumsal zafiyetler arasında erimiş durumda.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çıkışı, bu tabloyu adeta resmileştirdi. Türkiye’nin finansal prestiji artık yalnızca faiz politikalarıyla değil, sermaye piyasalarındaki etik duruşla da ölçülüyor. Erdoğan’ın “küresel piyasalarda güveni zedeleyen bu tablo kabul edilemez” ifadesi, içeriğinde MASAK ve SPK’ya dolaylı bir çağrı niteliği taşıyor. Bu, yatırımcı nezdinde yıllardır süren “Borsa İstanbul güvenilir mi?” sorusunun artık siyasi gündeme taşındığı anlamına geliyor.
Kocabalkan’ın “borsa bir yatırım değil, bir kumarhaneye döndü” tespiti bugün birçok analist tarafından da paylaşılıyor. Kurumsal yatırımcıların çıkışı, işlem hacminin spekülatif fonlar ve bireysel manipülasyonlar etrafında dönmesi, piyasanın derinliğini ortadan kaldırdı. Küçük yatırımcıların hızla büyüyen kayıpları, şirket değerlemeleriyle ekonomik gerçeklik arasındaki uçurum ve son olarak kara para iddiaları — hepsi Kocabalkan’ın aylar öncesinden işaret ettiği yapısal erozyonun parçalarıydı.
Sorun artık bir hisse senedinin düşüp çıkmasında değil, sistemin kendisinde. Denetim mekanizmalarının sessizliği, kara para trafiğine göz yuman kurumların pasifliği, halka arz furyasında sermaye yeterliliği tartışmalı şirketlere verilen izinler… Bunların hepsi Türk finans sistemini içeriden çürüten dinamikler. Kocabalkan’ın “borsaya güveni kaybederseniz, üretimi, yatırımı, girişimciliği de kaybedersiniz” sözü bugün daha anlamlı hale geliyor. Çünkü finansal sistemin inandırıcılığı sarsıldığında, ekonomik kalkınmanın zemini de kayar.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları, aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası finans çevreleriyle ilişkilerinde kırılma yaratan kara para iddialarına karşı yeni bir duruşu da ima ediyor. “Yatırım ortamını kirleten, yabancı sermayeyi kaçıran işlemlerle mücadele edilecek” mesajı, yalnızca retorik düzeyde kalmazsa, Türk sermaye piyasalarının yeniden yapılandırılmasının da başlangıcı olabilir. Ancak burada asıl sınav, siyasi iradenin bu sözü ne kadar uygulamaya dökebileceğiyle ölçülecek.
Dr. Kocabalkan’ın sıkça vurguladığı gibi, borsa yalnızca rakamların değil, güvenin ekonomisidir. Yabancı fonların Türkiye’den çıkışında veya yerli yatırımcının mevduata yönelmesinde sadece faiz farkı değil, etik fark da rol oynuyor. Sermaye piyasası, finansal bir araç olmaktan ziyade bir ahlak meselesi haline gelmiş durumda. “Sloganla değil stratejiyle, bağırmakla değil üretmekle” diyen Kocabalkan’ın çağrısı, bugünün politik söyleminde yankısını bulmuş durumda.
BS Ekonomi analizine göre, Erdoğan’ın açıklamaları Kocabalkan’ın uzun süredir işaret ettiği yapısal gerçekleri görünür kıldı: Borsa artık bir makroekonomik gösterge değil, kurumsal zafiyetin aynasıdır. Eğer bu tablo değişmezse, Türkiye sadece yatırımcı güvenini değil, finansal egemenliğini de kaybetme riskiyle karşı karşıya.
Bu nedenle mesele artık “borsa düşer mi çıkar mı” değil; borsanın bir ülkenin itibarı olup olmadığıdır. Ve bugün itibarıyla bu itibar, Dr. Kocabalkan’ın dediği gibi, “yerle yeksan” durumdadır.




