Türkiye’de sessiz ama derin bir sosyolojik dönüşüm yaşanıyor. Sokakta, apartmanlarda, site toplantılarında ve hatta banka şubelerinde giderek daha sık karşılaşılan bir profil var: “milyoner fakirler.” Kâğıt üzerinde servet sahibi görünen, ama günlük nakit akışını çevirmekte zorlanan geniş bir kesim.
Bugün birçok hane için tablo benzer. Oturduğu evin piyasa değeri 8–10 milyon TL. Altındaki araba 2–3 milyon TL. Resmî olarak bakıldığında “varlıklı”. Ama o evin aidatı ödenirken zorlanılıyor, arabanın deposu doldurulurken tereddüt ediliyor. Çünkü mesele servetin büyüklüğü değil, servetin nakde dönüşüp dönüşmediği.
Ekonomi teorisiyle konuşursak, bu kesim yüksek varlığa ama düşük cash flow’a sahip. Daha sade bir ifadeyle: Mal var ama para yok.
Yüksek enflasyon ortamı, yıllar içinde birçok insanı “farkında olmadan” bu noktaya taşıdı. Evler, arsalar, arabalar enflasyonla birlikte değer kazandı. Ancak aynı hızda artmayan maaşlar ve gelirler, bu varlıkların günlük hayatı finanse etmesini imkânsız hale getirdi. Sonuçta ortaya şu çelişki çıktı: zengin görünen ama borçlanan bir orta sınıf.
Bu durum sadece bireysel bir tercih meselesi değil. Aksine, son yıllarda ekonominin yapısal bir sonucu. Reel ücretlerin erimesi, kredi faizlerinin yükselmesi, vergilerin artması ve temel giderlerin (kira, aidat, enerji, gıda) sabit gelirleri aşması, varlığı olanları bile nakit sıkışıklığına itti.
Burada kritik ayrım şu:
Varlık sahibi olmak başka, finansal olarak özgür olmak başka.
Eğer sahip olduğunuz ev, araba ya da diğer varlıklar size düzenli bir gelir üretmiyorsa; sizi borçtan, kredi kartından ve faizden kurtarmıyorsa, o varlık bir zenginlik değil, giderek pahalılaşan bir “bekçilik” görevine dönüşüyor. Aidatını, vergisini, bakımını ödemek zorunda olduğunuz; ama size nefes aldırmayan bir yük.
Türkiye’de orta sınıfın nasıl sıkıştığını net biçimde gösteriyor. Servet enflasyonla şişiyor, ama gelir aynı yerde sayıyor. Aradaki fark ise krediyle, kartla ve ertelenmiş hayatlarla kapatılıyor.
Bugün Türkiye’nin temel ekonomik sorularından biri artık şu değil:
“Kim zengin?”
Asıl soru şu:
“Kim ay sonunu nakitle getirebiliyor?”
Ve belki de tam bu noktada, varlıkla refah arasındaki farkı yeniden konuşmanın zamanı geldi.





