- 2024 sonunda başlayan Can Holding operasyonunda 121 şirkete kayyum atanmış, soruşturmanın odağı enerji ve akaryakıt dosyaları olmuştu.
- Yeni gelen bilgiler, Interpol ve ABD Hazine Bakanlığı’nın kara para trafiğine ilişkin takiplerinin soruşturma dosyasına doğrudan girdiğini ortaya koydu.
- Operasyonun Rıza Zarrab modeline benzer şekilde uzun süreli izleme ve dış kaynaklı belgelerle yürütüldüğü teyit edildi; siyasi ve ekonomik etkileri yeniden gündeme taşındı.
Türkiye’nin yakın geçmişinde büyük yankı uyandıran Can Holding operasyonunda yeni ayrıntılar gün yüzüne çıktı. 2024 sonunda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan süreçte holdingin medya, enerji, eğitim ve finans ayağına uzanan 121 şirketine el konulmuş, TMSF kayyum atamalarıyla yönetimler devlete geçmişti. Habertürk ve Show TV gibi medya kuruluşları, Doğa Koleji ve Bilgi Üniversitesi gibi eğitim kurumları ve Energy Petrol gibi enerji şirketleri operasyonun odağında yer almıştı.
Şimdi ise uluslararası takip boyutuna dair yeni bilgiler ortaya çıkmış durumda. Soruşturmanın sadece Türkiye’deki MASAK raporlarıyla değil, Interpol ve ABD Hazine Bakanlığı iş birliğiyle hazırlandığı, kara para transferleri ve şüpheli uluslararası akışların uzun süreli incelemeye tabi tutulduğu öğrenildi. Bu durum, sürecin Rıza Zarrab vakasında olduğu gibi “önce dosya hazırlanır, sonra operasyon yapılır” mantığıyla yürütüldüğünü teyit ediyor.
Özellikle enerji ve akaryakıt başlıklarında Musul petrolünün Barzani kanalı üzerinden Türkiye’ye sokulduğu iddiaları yeniden tartışmaya açıldı. Uluslararası finansal denetim ağlarının bu ticareti izlediği, kaynağı belirsiz para girişlerinin ve şirketler arası zincirleme transferlerin soruşturma dosyasında yer aldığı belirtiliyor. Resmî makamlar bu iddiaları kamuoyu önünde doğrulamazken, dosyanın derinliğini gösteren bu bilgiler Ankara’da siyasi yankılar yarattı.
Kamuoyu açısından en çarpıcı etki, medya kuruluşlarına kayyum atanmasıyla gündelik haber akışının doğrudan etkilenmesi olmuştu. Eğitim ayağında ailelerin ve öğrencilerin endişeleri, enerji sektöründe ise uluslararası tahkim süreçleriyle çakışan petrol dosyaları, operasyonun etkisini büyütmüştü. Yeni gelişmeler, bu etkinin sadece iç kamuoyuyla sınırlı kalmadığını, uluslararası denetim mekanizmalarının da Türkiye’nin ekonomi-diplomasi hattında baskı unsuru haline geldiğini gösteriyor.
Siyasi kulislerde, operasyonun AK Parti teşkilatları içindeki temizlik süreciyle bağlantılı olduğu yönünde yorumlar yapılırken, bazı değerlendirmeler ise Kuzey Irak petrol ticaretiyle ilgili uluslararası anlaşmazlıkların baskısı altında Ankara’nın bu adımı atmak zorunda kaldığını öne sürüyor. Yeni bilgiler, bu iddiaları daha da güçlendirmiş durumda.
Sonuç olarak, Can Holding dosyası artık sadece geçmişte yapılmış bir operasyon değil; uluslararası finansal şeffaflık tartışmalarının ve Türkiye’nin diplomatik ilişkilerinde baskı unsuru olabilecek bir süreç haline geldi. Yeni detaylar, soruşturmanın başlangıçtaki kapsamını aşarak Türkiye’nin ekonomi-politik gündeminde kalıcı bir başlık olacağını ortaya koyuyor.




